1926 yılında İstanbul Öğretmen Okulu’ndan mezun olan Abidin Elderoğlu, 1930 yılında Türk Maarif Cemiyeti’nden aldığı bir bursla Fransa’ya gider. Paris’te Julian Akademisi’nde önce Paul Albert Laurens, sonra André Lhote ile çalışır. Bu tarihlerde, André Lhote’un etkisiyle yarı Kübizme dayalı, mitolojik kavramları biçimlendirdiği sembolik düzenlemeler gerçekleştirir.
CHP’nin düzenlediği “Yurt Gezileri” (1938-1944) programıyla 1942 yılında Muş’a giden Elderoğlu, açık havada etüt yapmanın sağladığı rahatlık ve güneşin ışık-gölge etkisi sayesinde biçimleri iç içe kaynaştırarak saydamlaştırır. Renkleri koyu ve açık olmak üzere iki gruba ayıran sanatçı, betimlemelerini detaylarından arındırır ve böylece soyuta giden yolda önemli bir atılım yapar. Bu sayede resmi yapılacak nesnenin geleneksel varlığından yola çıkmanın anlamsızlığını düşünerek, soyuta kavuşmanın sağlam bir doğa gözlemi ve çözümlemesi ile sağlanabileceği sonucuna varır. 1960’lı yıllarda açtığı uluslararası sergilerle dikkat çeken Elderoğlu, soyut sanata yaklaşımında renk, form, çizgi, ışık-gölge gibi plastik değerlere yoğunlaşır. Bu temel kavramlardan renk ve formu birbirinden ayırarak ele alan sanatçı, renkle oluşturduğu lekeyi bir forma dönüştürür. Bu formlar ise çeşitli resimlerinde yeniden karşımıza çıkabilir.
Elderoğlu’nun yorumlama istemi, 1960’lı yıllara doğru iyiden iyiye soyut bir öz sorununun sınırları içerisine kayar. Yüzeydeki biçimlerin varlığını kontura dayalı bir çizim üslubuyla temellendiren sanatçı, ağırlıklı olarak lirik soyutlamalar gerçekleştirir. Amacı, Doğu ve Batı sanatları arasında var olan özelliklerden hareketle kendine özgü bir yorumlama diline kavuşmaktır. Sanatçı, gerçekleştirmek istediği sentezi 1973 yılında açtığı son kişisel sergisinin metninde şöyle açıklar: “Benim sanatım, resim sanatının soyutluğunu sağlamak amacıyla müzikteki seslerin, işlevlerine göre uygulanmasına koşut olarak renk, biçim, açık-koyu ve yarım koyuluk gibi plastik öğelerin etkinliklerine dayatılmış ve böylece oluşmuştur. Resimlerim neden ve konu aramaya kapılmadan gözle dinlemek içindir. (…) Sanatım, Uzakdoğu’ya kadar uzanan Asya sanatının teknik ve beceri temeline oturmaktadır. Fırça vuruşunda ise Avrupa sanatının canlılık, kıvraklık, duygululuk ve zenginliğinden esinlendim.”
Resim
Tuval üzerine yağlıboya
97 x 146 cm
Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Koleksiyonu
İstanbul Modern Sanat Müzesi / Uzun süreli ödünç