BURADASINIZ » ANA SAYFA » SİNEMA » GEÇMİŞ PROGRAMLAR

Evde

 

14-24 Haziran

Film programı için tıklayınız.

 

İstanbul Modern Sinema, Goethe-Institut Istanbulişbirliğiyle bu yıl dördüncü kez Almanya’dan Yepyeni Filmler programını düzenliyor. Uluslararası festivallerde gösterilen, ödül kazanan, yılın öne çıkan Alman filmlerinden oluşan ve bu yıl “ev” temasına odaklanan seçki, 14 - 24 Haziran tarihleri arasında gösterime sunulacak. Küratörlüğünü Goethe-Institut Istanbul’dan Fügen Uğur ve Claudia Hahn-Raabe, İstanbul Modern Film Programları Yöneticisi Müge Tüfenk ve sinema yazarı Engin Ertan’ın üstlendiğiEvde başlıklı programda, aidiyet ve kimlik temalarıyla ilişkili olarak ev kavramı ele alınıyor. Seçkide yer alan filmlerde, kişisel alanımızı sınırlayan evin duvarları ülke sınırlarına da işaret ettiği için, aile, toplum ve ülkeyi içine alan bir yaşam alanına dikkat çekiliyor.

Yönetmen Jan Speckenbach, 17 Haziran Pazar saat 17.00’de boşanmış bir çiftin evden kaçan 13 yaşındaki kızlarını arama hikâyesini aktaran ilk uzun metrajlı filmi Kayıp Aranıyor ve yönetmen Katarina Peters, 23 Haziran Cumartesi saat 15:00’te New Yorklu performans sanatçısı Diane Torr’un Berlin’de verdiği atölye çalışmasına odaklanan Bir Günlüğüne Erkek filmlerinin gösterimine katılarak, izleyicilerin sorularını yanıtlayacaklar. Programın açılış filmi ise 14 Haziran Cumartesi saat 17.00’de belirli bir mekanda bir araya gelen insanların psikolojisine odaklanan Hans-Christian Schmid’in aile dramı Geriye Kalanlar olacak.

Seçkide öne çıkan filmler arasında bu yıl 62. Berlin Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazanan yakın dönem Alman sinemasının en önemli yönetmenlerinden Christian Petzold’ün yönettiği Barbara; 80’li yılların Doğu Almanyası’nda yaşayan bir grup genç kaykaycının öyküsünü anlatan Marten Persiel’in Burası Kaliforniya Değil; geçen yıl Almanya’nın en çok ses getiren filmlerinden, III. Reich döneminde sahnede yaptıkları Hitler ve Stalin taklitleriyle ün kazanan iki tiyatrocu arkadaşın maceralarını anlatan, Leander Haußman’in yönettiği Hotel Lux; ilk olarak 64. Locarno Film Festivali’nde gösterilen ve İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerine odaklanan, Achim von Borries’in yönettiği dram Mayıs’ta 4 Gün yer alıyor. 

 

Barbara

Christian Petzold, 2012, 105’

Bu yıl Berlin Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülüyle dönen “Barbara”, 80’li yıllarda Doğu Almanya’da geçiyor. Rejimle yaşadığı sorunlar nedeniyle önce tutuklanan, daha sonraysa taşraya sürgüne gönderilen doktor Barbara, her hareketi gözlenmesine rağmen Batı’ya kaçmakta kararlıdır. Fakat sürüldüğü küçük kasabada tanıştığı meslektaşı André, değer yargılarını gözden geçirmesine neden olur. Ülkemizdeki ilk gösterimi bu yılki İstanbul Film Festivali’nde gerçekleşen “Barbara”, yakın dönem Alman sinemasının en önemli yönetmenlerinden Christian Petzold’un imzasını taşıyan soğukkanlı ve olgun bir dram.

*Bir Film’in katkılarıyla

 

Batı Frekansı / Westwind

Robert Thalheim, 2011, 89’

Gerçek bir hayat hikâyesinden ilham alan “Batı Frekansı” tıpkı “Barbara” gibi Doğu’dan Batı’ya kaçış hikayesi. 17 yaşındaki ikiz kardeşler Isabel ve Doreen gelecek vaat eden iki sporcudur. Genç kızlar ülkeleri Doğu Almanya’yı kürek yarışlarında başarıyla temsil etmeyi amaçlamıştır. Hazırlık için Macaristan’daki bir yaz kampına giderler ama yolda tanıştıkları üç Batı Alman genç akıllarını çeler. Doreen’in çocuklardan birine âşık olup onunla beraber Batı’ya kaçmaya karar vermesi, o güne kadar hiç ayrılmamış olan kardeşlerin arasındaki bağı sarsar. “Batı Frekansı”,  gençlik filmlerinden tanıdık yaz aşklarını, ayrıca dostluğu ve kardeşliği işlerken, geçtiği dönemin ruhunu yansıtmak için Depeche Mode, The Cure, Camouflage gibi grupların şarkılarına da bolca yer veriyor.

 

Burası Kaliforniya Değil / This Ain’t California

Marten Persiel, 2012, 90’

İlk gösterimi Berlin Film Festivali’nde, yeni nesil sinemacıların eğilimlerini sergilemeyi hedefleyen “Perspektive Deutsches Kino” bölümünde gerçekleşen bu dinamik belgesel Doğu Almanya’dan değişik bir portre sunuyor. 80’li yıllarda Doğu Almanya’da bir grup genç, kaykayı keşfeder. Kendi ürettikleri kaykaylarla bu sporu uygulamaya ve eğlenmeye başlarlar. Yaşadıkları ülke için yabancıdırlar. Çünkü ödünç aldıkları Amerikan alt-kültürü rejime uyum sağlamadığı gibi, politik bir motivasyonları olmadığı için rejim karşıtı gruplar arasında da kendilerine yer bulamazlar. Fakat kaykaylarının ve eğlencelerinin ellerinden alınmasına karşı mücadele ederler. Ta ki 1989’da Duvar yıkılıncaya ve arkadaş grupları dağılıncaya kadar... “Burası Kaliforniya Değil” bu dönemden arşiv görüntülerini 2011 yılında yapılmış röportajlarla bir araya getiriyor.

 

Geriye Kalanlar / Was bleibt

Hans-Christian Schmid, 2012, 85’

Bu yıl Berlin’de Altın Ayı ödülü için yarışan Hans-Christian Schmid’in yeni filmi bir aile dramı. Berlin’de yaşayan Marko, küçük oğluyla beraber, bir hafta sonu boyunca ebeveynlerini ve erkek kardeşini ziyarete gider. Ancak bu aile toplantısı gerilimin giderek tırmandığı bir ortama sahne olur. Özellikle annenin depresyon nedeniyle süren ilaç tedavisine kendi kararıyla ara verdiğini açıklaması diğer tüm aile bireylerini endişelendirir. Schmid, çok iyi bir oyuncu kadrosunun da desteğiyle, kısıtlı bir alanda bir araya gelen insanların psikolojisine odakanıyor. Başrollerdeki Lars Eidinger ve Corrina Harfouch’un performansları özellikle öne çıkıyor.

 

Kabuktaki Çatlaklar / Die Unsichtbare

Christian Schwochow, 2011, 113’

Ülkemizdeki ilk gösterimi İstanbul Film Festivali’nin “Uluslararası Yarışma” bölümünde gerçekleşen “Kabuktaki Çatlaklar”, “Almanya’dan Yepyeni Filmler” programı dâhilinde tekrar izleyiciyle buluşuyor. Film, oyunculuk eğitimi alan ama hem özel hayatında hem de sahnede fark edilemeyecek kadar silik kalan genç bir kadının ilk başrol teklifini aldığında yaşadıklarını anlatıyor. Çetin ceviz bir yönetmen olan Kaspar, sadece genç oyuncu adaylarıyla sahneye koyacağı yeni oyununun başrolüne Fine’yi seçiyor ve onun içindeki potansiyeli ortaya çıkarmak için genç kadını kâh baştan çıkartıyor, kâh aşağılıyor. “Kabuktaki Çatlaklar”, başrolündeki Stine Fischer Christensen’a Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazandırmıştı.

 

Hotel Lux

Leander Haußmann, 2011, 102’

“Sonnenallee” filmiyle tanınan yönetmen Leander Haußmann ve Almanya’nın en popüler komedyenlerinden Michael “Bully” Herbig bir araya geldiler ve geçtiğimiz yıl Almanya’nın en ses getiren filmlerinden birine imza attılar. III. Reich döneminde geçen film, sahnede yaptıkları Hitler ve Stalin taklitleriyle ün kazanan, biri Komünist Parti üyesi, diğeriyse apolitik iki tiyatrocu arkadaşın maceralarını anlatıyor. Filmin ismiyse zamanında dünyanın dört bir yanından göçen komünistlere ev sahipliği yapan, Moskova’daki ünlü otelden geliyor. “Hotel Lux”, bu yıl Alman Film Akademisi’nin dağıttığı Lola ödüllerine “En İyi Kostüm”, “En İyi Makyaj” ve “En İyi Prodüksiyon Tasarımı” dallarında aday gösterilmişti.

 

Kayıp Aranıyor / Die Vermissten

Jan Speckenbach, 2012, 88’

Jan Speckenbach’ın bu ilk uzun metrajlı filmi, boşanmış bir çiftin evden kaçan 13 yaşındaki kızlarını arama hikâyesiyle başlıyor. Fakat öykü ilerledikçe “Kayıp Aranıyor”, şaşırtıcı bir distopyaya ve etkileyici bir alegoriye dönüşüyor. Mütevazı bütçesine rağmen kendine has bir atmosferi başarıyla kuran film, çocukların ve yetişkinlerin dünyayı ne kadar farklı algıladıklarının altını çiziyor. Başrolünde deneyimli aktör André Hennicke’nin yer aldığı filmin ilk gösterimi bu yılki Berlin Film Festivali’nde, “Perspektive Deutsches Kino” bölümünde gerçekleşmişti. Geleceği parlak bir yönetmeni keşfetmek isteyen sinemaseverler kaçırmamalı.

 

Okyanusun Rengi / Die Farbe des Ozeans (2011)

Maggie Peren, 2011, 95’

Daha çok senaryolarıyla tanınan Maggie Peren’in ikinci uzun metrajlı filmi, kaderleri Kanarya Adaları’nda kesişen iki göçmen, bir turist ve bir polisin hikâyesini anlatıyor. Geçtiğimiz Toronto Film Festivali’nde gösterilen “Okyanusun Rengi”, eleştirmenler tarafından ele aldığı konuya olgun şekilde yaklaşan bir film olarak nitelendirilmiş ve özellikle görüntü yönetimiyle övgü toplamıştı.

 

Sistem / Das System

Marc Bauder, 2011, 92’

Daha önce televizyon için çeşitli belgeseller yönetmiş Marc Bauder’in bu ilk uzun metrajlı sinema filmi, genç bir erkeğin kendisine bütünüyle yabancı bir dünyanın içine çekilmesini anlatıyor. Hayatını çalıntı mallar satarak kazanan Mike, bir soygun sırasında Konrad isimli bir adam tarafından yakalanır. Konrad, genç kahramanımızı eski Doğu Almanya’dan günümüze kalmış bir grubun içine sokar. Bu grupta zamanında Doğu Almanya’da gizli serviste çalışmış kişiler vardır ve bilgilerini bugünün finans dünyası için kullanırlar. “Sistem” Konrad rolündeki Bernhard Schütz’e Alman Film Ödülleri’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” dalında adaylık kazandırmıştı.

 

Mayıs’ta 4 Gün / 4 Tage im Mai

Achim von Borries, 2011, 97’

‘Was nützt die Liebe in Gedanken’ ile ses getiren, daha sonraysa ağırlıklı olarak televizyon için çalışan Achim von Borries’in yeni sinema filmi “Mayıs’ta 4 Gün”, II. Dünya Savaşı’nın son günlerine odaklanan bir dram. Almanya’nın kuzeyindeki bir yetimhaneyi işgal eden bir Rus askerle, yetim bir çocuk arasındaki dostluğu anlatan film, ilk olarak geçtiğimiz Locarno Film Festivali’nde gösterilmişti.

 

Bir Günlüğüne Erkek / Man For a Day

Katarina Peters, 2012, 96’

Film, New Yorklu performans sanatçısı Diane Torr’un Berlin’de verdiği atölye çalışması üzerinden ilerliyor. Torr, bir grup kadınla bir araya gelerek cinsiyet ve cinsel rollerle ilgili oyuncul bir deney yapıyor. Bu kadınlar bir hafta boyunca Diane ile takılıp, erkek olmanın ne demek olduğunu, sırlarını tartışarak, erkek oluyorlar. ‘Gender Lab’ ismini taşıyan bu sosyal deney,  kitaplarda okuduğumuz, teorik toplumsal cinsiyet çalışmalarını, cinsel kimlik sorunlarının karmaşıklığını adeta pratiğe döküyor. Atölye çalışmasının son gününde erkek kılığında Berlin sokaklarına çıktıklarında hayatlarındaki bazı şeylerin asla eskisi gibi olmayacağını fark ediyorlar. Kadınların babalarının bıyıklarıyla ortaya çıktığı “Bir Günlüğüne Erkek”, esprili bir sosyal kimlik incelemesi...

 

 

 


İşbirliğiyle